sadsad x
asdasd

Nihayet -Mayıs 2026 / Sayı 137

Nihayet Dergisi  Nihayet Dergisi Barkod : 4348721100137
100,00 TL
Parapuan :
2000
Yazar : Nihayet Dergisi Yayınevi : Nihayet Dergisi Sayfa Sayısı : 120 Ebat : 20,5x30 cm Cilt Tipi : Ciltsiz Dil : Türkçe Barkod : 4348721100137
Planlanan Teslimat : 05.05.2026
Tavsiye Et Fiyat Alarmı
Not :
750 TL ve Üzeri Alışverişlerde KARGO BEDAVA !
  • Ürün Özellikleri
  • Ödeme Seçenekleri
  • Yorumlar (0)
  • Tavsiye Et
  • Resimler
  • Öneri Kutusu
  • 137. Sayı -Mayıs 2026

     

    İran’a saldırıların başlamasıyla birlikte, İran rejimine yönelik muhalefet de tekrar gündeme geldi. Bu muhalefetin ikonik temsilcisi devrik şahın oğlu olan Rıza Pehlevi, mevsimlik açıklamalarını yaptı, yine

    ciddiye alınamadı ve konu şimdilik kapandı. İran rejimine yönelik muhalefetin popüler temsilcisi Pehlevi

    gibi görünse de aslında İran birçok muhalif unsuru barındıran bir devlet. Diğer muhaliflerin bir kısmı

    uzaktan fark edilebilirken çoğunu ancak İran uzmanları tanıyor.

    Bu muhalefetin daha seküler görünümlü kanadını başörtüsü açma eylemleri vesilesiyle ülkemiz

    kamuoyunda tanıyoruz. Ama mesela Sünni muhalefete, silahlı Kürt muhalefete ya da reformist İslamcı

    muhalefete dair kamuoyunda yeterli bilgi yok. Reformist İslamcı düşünürlerden Ali Şeriati’nin geçtiğimiz

    haftalarda sosyal medyada yoğun olarak tartışılması da yine onun gelenekçi Şii düşünceye dair eleştirileri

    bağlamında gerçekleşmedi. Şeriati sanki bugünkü rejimin bir unsuru ve temsilcisiymiş gibi değerlendirildi

    ve öyle tartışıldı. Oysa o, reformist İslamcı muhalefetin bir temsilcisiydi ve yeni temsilciler çıkarmaya devam eden bu muhalefet bugün de canlılığını koruyor. Bu muhalefet çeşitliliği bir açıdan İran’daki suların hiçbir zaman tam olarak durulmadığını da gösteriyor. Dışarıdaki tek sesli bir İran görünümüne rağmen

    içeride farklı kaynaklardan beslenen, muhtelif tarihsel koşulların yarattığı muhalif seslerin farklı notalara

    bastığı bir İran bulunuyor. Komşumuzu daha yakında tanımak için bu dosyamız yardımcı bir kaynak olacaktır.

     

    Nihayet bu sayıdaki dosyasını İran muhalefetine ayırarak karşınızda. Bu muhalefet; dinî, ideolojik ve bölgesel arka planlardan kaynaklı farklılıklar taşıyor. Sanırız bu muhalefetin bütün unsurlarını ve çeşitliliğini bir arada ele alan ilk yayın bizim bu sayımız oldu.

     

    Dosya Oral Toğa’nın, “İran’da Seküler Muhalefet ve Yeni Nesil Dip Dalga” yazısında, Hatemi döneminin reform umutlarından Ahmedinejad yıllarının baskıcı ortamından bugüne uzanan süreci ele alıyor. Özellikle genç kuşaklarda biriken hoşnutsuzluğun lidersiz ve yatay bir muhalefet biçimi ürettiğini vurgulayan yazı, dijital dünyayla entegre bu neslin beklentileriyle mevcut düzen arasındaki uçuruma dikkat çekiyor. Ardından Turgay Şafak, “Doğuşundan Günümüze İran’da Milliyetçi Düşünce” başlıklı yazısında, İran milliyetçiliğinin Kaçar dönemindeki askerî yenilgilerle başlayan kimlik arayışından günümüze uzanan milliyetçi seyrini ele alıyor. Erken dönem aydınlarının İslam öncesi İran’a yönelen tarih ve dil vurgusunun, Pehlevi döneminde resmî ideolojiye dönüştüğünü vurgulayan yazı, İslam Devrimi sonrasında bu söylemin dönüşümünü inceliyor. Sonrasında Enes Ürün’ün, Asiye Tığlı ile “Süruş Devrim Sonrasını Görmeseydi Bir Ali Şeriati Olarak Kalabilirdi” başlığıyla gerçekleştirdiği röportajda, İran’da dinî entelektüel düşüncenin devrim öncesi ve sonrası dönüşümüne yoğunlaşılıyor. 1979 Devrimi’nin yarattığı büyük beklentiler ve sonrasındaki hayal kırıklığının, Süruş gibi isimleri daha eleştirel ve çoğulcu bir çizgiye yönelttiği vurgulanana röportajda, dinî düşüncenin siyasetle ilişkisini sorgularken hermenötik, özgürlük ve çoğulculuk ekseninde gelişen yeni arayışlara odaklanılıyor. Muhammed Berdibek, “Devrimin Çocukları Neden Muhalif Oldu? İran’da Reformist Dönüşümün Hikâyesi” yazısında, reformist hareketin devrim karşıtı değil, 1979 Devrimi’nin içinden doğan bir dönüşüm olduğunu vurguluyor. 1989 sonrası sistemden dışlanan devrimci kadroların sivil toplum ve düşünce alanına yönelmesiyle şekillenen bu hat, zamanla sistem içi reformdan sistemin sorgulanmasına evriliyor. Yazı, bugün tartışmanın “reform nasıl yapılır?”dan “reform mümkün mü?” sorusuna dönüştüğünü ortaya koyuyor. Nail Elhan, “İran’da Hatıra ile İktidar Arasında Sıkışan Muhalefet: Pehleviler Bir İmkân mı, Bir İmtihan mı?” başlıklı yazısında, Pehlevi meselesini bir hanedan tartışmasının ötesinde, İran’da devlet, toplum ve iktidar ilişkilerinin tarihsel bir düğümü olarak ele alıyor. Modernleşme ile otoriterleşme arasındaki gerilimi Rıza Şah’tan bugüne uzanan bir hat üzerinden inceleyen yazı, Pehlevi figürünün hem bir sembolik imkân hem de ciddi bir meşruiyet sorunu taşıdığını vurguluyor. Yine Zeynep Özel, “Beyaz Çarşambalara Sıçrayan Kan: Çay Saatinde İranlı Kadın Muhalefetine Kuş Bakışı” yazısında, İranlı kadınların muhalefet deneyimini gündelik hayatın içinden, kişisel tanıklıklar üzerinden ele alıyor. Masih Alinejad figürü etrafında şekillenen tartışmalar, kadın hareketinin dış müdahale, temsil ve meşruiyet krizleriyle nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Yazı, başörtüsü meselesinin ötesine geçerek İranlı kadınların farklı baskı biçimleri arasında sıkışmışlığını ve muhalefetin kendi iç çelişkilerini görünür kılıyor. Rahim Farzam’ın “İran’da Sünni Muhalefet” yazısı, Sünni meselesini salt mezhepsel bir ayrım dışında devletin merkez-çevre ilişkileri ve etnik yapıyla bağlantılı yapısal bir sorun olarak ele alıyor. İran’da Sünniler anayasal olarak tanınsalar da pratikte üst düzey görevlerden dışlanıyor ve bu durum hukuki eşitlik ile fiilî eşitsizlik arasındaki çelişkiyi görünür kılarken mesele, giderek güvenlikçi politikalarla derinleşen yapısal bir gerilim alanına dönüşmesi etrafında düşünüyor. Turgay Şafak “Doğuşundan Günümüze İran’da Milliyetçi Düşünce” başlığında, İran milliyetçiliğinin Kaçar dönemindeki askerî yenilgilerle başlayan kimlik arayışı üzerinden şekillenişini ele alıyor. Erken dönem aydınlarının İslam öncesi İran’a yönelerek tarih ve dil merkezli bir ulusal kimlik inşa etmeye çalıştığı vurgulanırken bu söylemin Pehlevi döneminde resmî ideolojiye dönüştüğü, İslam Devrimi sonrasında ise yeniden dönüşerek farklı bir ideolojik çerçeve kazandığı belirtiliyor.

     

     

    Nihayet’in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor.

     

    Şeyma Acar’ın “Kutsalın Ekolojisi: Bir Yaşam Alanı Olarak Cami” başlıklı yazısı, camiyi ibadet mekânı yanında insanla diğer canlıların birlikte var olabildiği ekolojik bir yaşam alanı olarak ele alır. Hicret anlatısı ve Kubâ Mescidi üzerinden mekânın tarihsel ahlâkî ve sezgisel bir “eşik” kurduğu ifade edilir.


    Zeynep Dinçer Berdibek, “Rüzgâr Gülü: Mezarlıkta Kurulan Sessiz Bir İletişim” başlığında modern mezarlık kültüründe ortaya çıkan yeni ritüelleri ve yas pratiklerini ele alıyor. Özellikle mezar başlarına bırakılan rüzgâr gülleri üzerinden, ölümle kurulan ilişkinin bireyselleşmesi ve duygusal ifadenin nesneler aracılığıyla yeniden kurulması tartışılıyor.

     

    Ömer Torlak, “Vahiy ve İdeoloji Arasında Sosyal Bilimci” başlıklı yazısında, vahiy ile ideolojinin aynı düzlemde tartışılıp tartışılamayacağı sorusu etrafında sosyal bilimcinin konumunu ele alıyor. İnsanlık tarihini güç ilişkileri ve yönlendirme mekanizmaları üzerinden okuyan yazar, sosyal bilimcinin hem insan oluşundan kaynaklanan zafiyetlerini hem de bilimsel bilginin ayrıcalık iddiasını tartışmaya açıyor.

     

    Tahsin Yıldırım, “Ahmet Rasim’in “Kurban Bayramı” Ahmet Rasim’in yaşamı ve yazarlığı üzerinden Kurban Bayramı’nı ele alan yazı, yazarın İstanbul’un gündelik hayatını gözlemci bir dille kayda geçiren üslubuna odaklanıyor. Ahmet Rasim’in farklı tarihsel dönemlere tanıklığı, bayram yazılarında İstanbul kültürünü nasıl görünür kıldığı ve Ramazan–Kurban Bayramı karşılaştırmaları üzerinden dönemin toplumsal duyarlıkları inceleniyor.

     

    İlker Aslan, “Hayatını Yazsan Roman Olur: Otobiyografik Anlatıların Yükselişi” başlığında son yıllarda edebiyatta giderek görünür hâle gelen otobiyografik anlatıların yükselişini ele alıyor. Yazarın kendi hayatını merkeze alan metinlerin roman türüyle ilişkisi tartışılırken, itiraf kültürünün edebiyat üzerindeki etkisi ve okurun yazarın “sıradan yaşamına” duyduğu ilginin nedenleri sorgulanıyor. Karl Ove Knausgaard, Annie Ernaux ve Édouard Louis gibi çağdaş yazarlar üzerinden, kişisel deneyimin edebi bir anlatıya dönüşme biçimleri ve bu metinlerin küresel okur üzerindeki etkisi inceleniyor.

     

    Kitty Amina Aksoy, “Manevi Arayış İnsan Olmanın Bir Gereğidir”de modern dünyada manevi arayışın insan olmanın temel bir gereği olarak nasıl şekillendiğini ele alırken karşılaştığı deneyimler üzerinden İslam, tasavvuf ve modern yaşam arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Çeşitli tasavvufi metinlerle kurduğu entelektüel bağ üzerinden ruh-nefs ikiliği, cinsiyet anlayışı ve manevi psikoloji tartışılıyor, maneviyatın sosyal bilimlerle birlikte düşünülmesi gerektiği fikri öne çıkarılıyor.

     

    Mehmet Kırtorun, “Salvador: Kendi Celladına ‘Follow’ Atanların Dramı” başlığında film ve dizi önerilerine devam ederken Salvador dizisini sosyopolitik bir aile draması ve gerilim anlatısı olarak ele alıyor. İspanyol sineması ve televizyonunun toplumsal travmalar, radikalleşme ve yeraltı dünyası temalarıyla kurduğu ilişki üzerinden dizi incelenirken, ana karakter Salvador’un kişisel yıkımı ve kızının aşırılıkçı bir gruba dahil oluşu etrafında gelişen hikâye tartışılıyor.

     

    Ayhan Demir, “Kuzey Makedonya’da Kurban Bayramı” isimli yazısında Kuzey Makedonya’da Kurban Bayramı’nın kültürel ve toplumsal pratikler içindeki yerini ele alıyor. Üsküp başta olmak üzere bölgedeki Müslüman toplulukların bayram hazırlıkları, kurbanlık seçiminden ev temizliğine ve bayramlık alışverişlerine kadar uzanan geleneksel ritüeller üzerinden aktarılıyor.

     

    Ömer Faruk Aksoy, “Kurban Bayramı ve Mina Mezbahaları”nda Hac ibadetinin en önemli ritüellerinden biri olan kurban kesimi pratiğini Mekke’deki Mina bölgesi üzerinden ele alırken Dr. Sami Angawi’nin Mina’daki mezbaha sistemini modernleştirme çabaları, kurban ibadetinin kitlesel ölçekte nasıl organize edildiği ve geçmişteki ilkel kesim koşullarının yarattığı hijyeni, fotoğraflarıyla lojistik sorunlar üzerinden anlatılıyor.

     

    Necati Tonga’nın, Hazine-i Evrak: İbnülemin Mahmut Kemal İnal (1871–1957)” başlığında hazırladığı bu bölüm, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemin önemli arşivci, biyografi yazarı ve kültür tarihçilerinden İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın hayatı ve arşiv çalışmaları etrafında şekilleniyor. İnal’ın ilişkileri üzerinden, bir dönemin entelektüel hafızası ve kültürel çevresi görünür kılınıyor.

     

    Kevser Çelikel, “Çiçek Saati”, başlığında çiçeklerin kültürel, tarihsel ve gastronomik anlamlarını ele alıyor. Endüstri devrimi ve hızlanan yaşamla birlikte çiçeklerin gündelik hayattaki şifalı ve besleyici kullanımının azaldığı vurgulanırken, antik çağlardan Selçuklu ve Osmanlı mutfağına uzanan süreçte çiçeklerin yiyecek, içecek ve aromatik ürünler olarak sofralardaki yerine dikkat çekiliyor.

     

     

     

    Nihayet’i Türkiye’nin her yerinde gazete bayileri, seçkin kitabevleri ve zincir mağaza marketlerde bulabilir, www.birliktedagitim.com sitesinden kolayca abone olabilirsiniz.

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.